Akşit Göktürk, Çeviri: Dillerin Dili, Yapı Kredi Yayınları

Akşit Göktürk, Çeviri: Dillerin Dili, Yapı Kredi Yayınları

“Hiçbir gerçek sanat yapıtı, anlamı ile güzelliğini çırılçıplak ortaya sermez.”

Akşit Göktürk’ün “Çeviri: Dillerin Dili” kitabında geçen bu sözü, edebiyat metniyle diğer metinler arasındaki farkı da unutulmayacak biçimde özetliyor.

Edebiyat metinlerinin çevrilmesindeki güçlüğü, yazarın yaşadığı ve yapıtlarında yansıyan zamanlar ve konumlarla, ulaştırılmak istendiği farklı dünyalar arasındaki uçuruma dayandırıyor:

“Bir yazın metninin alımlanmasında, aynı iletişim konumunun değişik dillerde oluşması düşünülemez. Neden? Yazarın, yalnız her yerde, her zaman geçerli kalabilecek bir bilgiyi anlatan değil, insan varoluşunun kültürel, tarihsel, yöresel koşulluluğunu da dile getirmiş olmasından dolayı.”

Küçücük bir kitapta tarihi, yaşamı, sözü, özü, biçimi, iletişimi, anlamı, işlevi, dille kurulan köprülerin insanları nasıl bağladığını ve ayırdığını anlatıyor. Günlük dildeki basit kullanımdan erişilmesi en zor yazınsal metinlere kadar uzanarak sözün başka dillere iletilmesinin kuramsal temellerini yansıtıyor.

Katharina Reiss’a dayanarak çevirmenin yerini anlatıyor:

“Çevirmen ise bu durumda, değişik bir çağda, değişik bir yörede, değişik bir kültürde hem özgün yapıt yazarı ile okurunun konumunu hem de o yazar ile çeviri dili okurunun konumunu kavrayabilmek, bu iki konum arasındaki uçurumu tanılayarak köprüleyebilmek görevini yüklenir. Bu noktada yazınsal çeviri eşdeğerliliği, bir dilsel sözcenin, değişik dillerde, değiştirilmiş zaman, yer, kültür konumunda aynı iletişimsel işlevi gerçekleştirmesiyle sağlanır.”

Kitapta Güttinger, Koller, Lawendowski, Lefevre, Levy, Ludskanow, Jakobson,  Wandruszka, Wermeer ve Wills gibi pek çok ad geçiyor. Verilen kaynak listesinde Reiss’ın 1977 ile 1984, Wills’in 1974 ile 1983 yılları arasında yayımlanmış beşer çalışması yer alıyor. Göktürk dili ve çeviriyi anlatıyor:

“Her dil, belli bir kültürün göstergeler dizgesiyle, belli uzlaşımlar, töreler, davranışlar, değer ölçüleriyle, kısacası somut insan yaşamıyla iç içedir. Her yazın metninde sunulan kurmaca dünyanın art-alanında da, bütün bu etkenler yürürlüktedir. Başka dillerin tanımladığı başka dünyaların tanıtılmasıdır çeviri bu yönüyle.”

“İnsanın kendi yaşam çevresi dışındaki olgularla düşleri bilme çabasının bir sonucudur çeviri. Değişik toplulukların, ulusların, bilim, sanat, düşünce alanındaki çabalarını birbirleriyle paylaşabilme yoludur. Bu yol, insanoğlunun ayrı diller konuşması gerçeğinin yanı sıra, Babil’den beri hep var olagelmiştir. Bu yönüyle tek tek diller ötesinde bir ortak dildir çeviri, dillerin dilidir. Kıskanç bir tanrının, insanoğlunu bölüp dağıtmasından doğan olumsuz sonuçlara Prometheus’ça bir başkaldırmadır.”

“Keats’in şiirinde coşkuyla dile getirildiği gibi, çeviri yeni bilgi alanlarına açılmanın yoludur. Tarih boyunca birçok uygarlıkta, aydınlatma dönemleri çeviriyle başlamıştır. Her toplumda, her çağda, sanat, bilim, düşünce alanlarında özgün yaratıcılığın, açık ya da dolaylı olarak, çeviriyle beslendiği su götürmez bir gerçektir.”

Çeviriyle dil arasındaki ilişkiden, etkileşimden söz ediyor:

“Her metni, içinde oluştuğu toplumsal konum gereği belirleyen birtakım iletişimsel özellikler vardır. Bu özellikler, metnin göndericisine, alıcısına, iletisinin niteliğine göre değişiklik gösterir.”

“Bir metnin iletişimsel özellikleriyle, çevirisinde benimsenecek tutum arasındaki ilişki, ilkçağdan beri çeviri araştırmasının üzerinde durduğu noktalardan biri olmuştur.”

….

19. yüzyıl başında Alman düşünürü, tanrıbilimci Friedrich Schleiermacher Berlin’de Krallık Bilimler Akademisi’nde okuduğu “Çevirinin Değişik Yöntemleri Üstüne” başlıklı incelemesinde, çevrilen metin türüyle uygulanacak çeviri yöntemi arasındaki ilişkiye özel bir önem vermiş, düşüncelerinin çeviri kuramının gelişmesine katkısı büyük olmuş.

Schleiermacher metinleri genel olarak iki öbekte değerlendirmiş, bir yanda sanat metinleriyle bilimsel metinler, öte yanda gündelik iş yaşamını ilgilendiren metinler.

Göktürk, gündelik iş metinlerindeki anlamın saptanmış niteliğiyle doğrudan doğruya kavrandığını ve değişik kişilerce kavranışının pek ayrımlılık göstermediğini, öznel dil kullanımıyla oluşmuş bilim-sanat metinlerininse alışılmış anlam kalıplarının ötesine geçmeyi amaçladıklarından çoğul anlamlı iletilerinin ancak yorumla ve dolaylı olarak kavranabileceğini belirtiyor. Bilimsel metinler için ileri sürülen özgünlüğün insan bilimleri için genellikle doğru olsa bile, 1945’ten sonra kitle iletişiminin hızla gelişmesi sonucunda deneysel bilimler için geçerliliğini yitirmiş durumda olduğunu söylüyor.

Akşit Göktürk, bir çevirinin özgün yapıttan daha iyi anlaşıldığı için övülmesini doğru bulmuyor:

“Ara sıra, bir roman, şiir ya da oyun çevirisinin, özgününden bile daha iyi anlaşıldığı söylenerek, sözde övüldüğüne tanık oluruz. Oysa böyle bir değerlendirme, yazın çevirisinin sağlığı açısından bütünüyle çarpıktır.”

“Kötü çevirmenin, bir yazın yapıtını çevirirken, anlam yönünde yapacağı olur olmaz açımlamalar, özgün dilde istediğini güç anlatan kötü yazara bir yardım olur belki, ama ne o yazarı kurtarır, ne de o çevirmeni yüceltir.”

Göktürk, yeterlilik ve eşdeğerlilik arasındaki ayrım üzerinde duruyor. Nesnel bilgi içerikli metinleri değerlendirmek için kullanılabilen yeterlilik kavramının sanat metinlerinin çevirisinde sağlıklı bir ölçüt olamayacağını vurguluyor.

“Öte yandan, büyükler için yazılmış bir kocaman romanın, Kutsal Kitap’ın, İlyada’nın, Don Quijote’nin ya da bir Shakespeare oyununun çocuklara özetlenerek çevrilmesi de, eşdeğerliliğin değil, olsa olsa yeterliliğin söz konusu olduğu bir durumdur. Bunlarda da içeriğin yeterli bir biçimde aktarımı, sanatsal etkinin karmaşık eşdeğerli işlevlerle aktarımından daha ağır basar.”

“James Joyce’un, Samuel Beckett’in, Günther Grass’ın, J.L. Borges’in yapıtları türünden metinlerin, bu amaçla bile bir özet çeviriye elverişli olamayacağı, hele içeriksel çevirilerinin hiç yapılamayacağı apaçıktır.”

….

Akşit Göktürk, göstergebilim açısından bakıldığında bir yazın metninin kavranışında yazar ile okurun tepkisinin gündelik dil kullanımındaki genel kuralın tersine her zaman birbirini bütünler nitelikte olmadığını vurguluyor:

“Birçok durumda okur, bir yazın metnindeki örtük anlamları da kendi kavrayışınca açık kılma eğilimindedir. Bu örtük anlamların, bireysel okurlarca hangi yönde açık kılınacağı ise, yazarca öngörülmüş bir şey değildir.”

Yazın metninin bu işlevsel özelliğini uzmanların değişik biçimlerde adlandırdıklarını belirterek Mukarovsky’nin “doğal devinim yitimi” (1964), Eco’nun “açıklık” (1968), Ingarden’in “çok sesli uyum” (1968), Iser’in “belirlenmemişlik” (1970), Schmidt’in “çoğul işlevlilik” (1971) ya da “çok-değerlilik” (1979) kavramlarından, yazın metninin anlamını okuyucunun yaratıcı edimiyle kazandığından söz ediyor:

“Gerçekte yazın okuru, metin içinde, yaratıcı bir düşgücünün katkısıyla yol alır anlama doğru. Metnin anlamını kendisi yaratır bir bakıma, hazır bulmaz.”

….

Yazın yapıtı ve çeviri ilişkisini değerlendiriyor:

“Her yazın yapıtı, bireysel bir kafa ile düşgücünün, daha önceki örnekleri yinelemeyen, bir özgün yaratısı olmak zorundadır.”

“Her çeviri, bir bakıma, belli bir oranda da olsa, çevirmenin parmak izlerini taşır. Ama bu izlerin en çok görüldüğü alan, yazın yapıtlarının çevirisidir.”

“Yazın çevirmenini bekleyen bir güçlük, yazınsal bir metnin çevirisi sırasında, zaman zaman bu metnin örgüsünde yer alan yazındışı metin türleriyle de başetmek zorunda kalmasıdır.”

“Yazın çevirmeni kendi kişisel konumu içinde, dünya görüşü ile alımlama yetileri apayrı yönde gelişmiş bir okur kitlesi için, başka bir kültür ortamının, yazın geleneğinin, yaşama biçiminin diline çevirir bir yapıtı.”

T. S. Elliot’ın bir yazın geleneğine yeni katılan yapıtlarla ilgili sözlerini, dildeki yeni çeviri yapıtlar için de geçerliliğini koruduklarını belirterek aktarıyor:

“Yeni bir yapıtın yaratılmasıyla ortaya çıkan durum, aynı zamanda o yapıttan önce gelen bütün sanat yapıtlarını da etkiler.”

 

Akşit Göktürk, Çeviri: Dillerin Dili, Yapı Kredi Yayınları, 2011.

Bu yazı, Sanatlog’da “Çıplaklığın Çevirisi, Dillerin Dilsizliği” başlığıyla yer alan yazıdan kısaltılmıştır.

Yorumlar

Yorumlar: 0