Amatör Bahçıvan Kör Baykuş’u Okursa

Amatör Bahçıvan Kör Baykuş’u Okursa

Amatör  Bahçıvan “Kör Baykuş”u Okursa

Sadık Hidayet’in Kör Baykuş kitabını ilk okuyuşum, en yetkin ve muhteşem çeviri olarak takdim edilen YKY’nın Behçet Necatigil çevirisinden olmuştu.Bu okumada, anlatıcının aşık olduğu genç ve güzel kadının elindeki mavi gündüzsefası çiçeği tuhafıma gitse de yazar öyle uygun görmüş deyip pek üzerinde durmamıştım.Aradan zaman geçti YKY kitabın resimli ve ciltli  özel baskısını yayınlayınca  onu da aldım ve tekrar okudum. Çeviri Necatigil’in olunca mavi gündüzsefaları bu baskıda da yer alıyordu. Üstelik  kitabın  muhtelif yerlerinde tam onbeş kez  kullanıldığını fark etmiş ve önemli olduğunu düşünerek   Ayrıntı yayınlarından çıkan Mehmet Kanar çevirisine  bakmak lüzumu hissetmiştim. Bu çeviride Necatigil’in mavi gündüzsefalarının  mor nilüfere dönüştüğünü görünce de  iyice meraklanıp    Kırmızı yayınevinin Makbule Aras çevirisine baktığımda  çiçeğin orada da nilüfer olarak çevrildiğini yalnız renginin mordan maviye döndüğünü gördüm. Her üç çeviride yaptığım karşılaştırmada sonucu şöyle bir tablo çıktı ortaya:

Behçet Necatigil

Karşısında uzun,siyah entarili bir genç kız hafif eğilmiş,ona bir gündüzsefası uzatıyordu.(s.17)

Mehmet Kanar

Karşısında uzun,siyah  giysili bir kız eğilmiş ona nilüfer çiçeği sunuyordu.(s.18)

Makbule Aras  

Karşısında siyah elbiseli bir genç kız eğilmiş nilüfer çiçeği uzatıyordu ona.(s.26)

Behçet Necatigil

…sağ eliyle mavi bir gündüzsefası uzatıyordu(s.19)

Mehmet Kanar

sağ eliyle ihtiyara mor nilüfer takdim ediyor(s.19)

Makbule Aras 

önünde de   genç bir kız, eğilmiş mavi bir nilüfer  uzatıyordu ona.(s.28)

Behçet Necatigil

elindeki o gündüzsefasının bilinen bir çiçek olmadığını anlamıştım(s.21)

Mehmet Kanar

nilüfer çiçeklerinin bildik nilüfer olmadığını anladım (s.23)

Makbule Aras 

O nilüferler de bidiğimiz çiçeklerden değildi.(s.33)

Behçet Necatigil

zarif parmakları bildiğimiz bir gündüzsefasını koparsa, pörsümüş bir gül gibi solardı parmakları(s.21)

Mehmet Kanar

zarif uzun parmaklarıyla alelade nilüfer çiçeklerini koparsa,parmakları gül yaprağı gibi solardı.(s.23)

Makbule Aras 

zarif parmaklarıyla alelade bir nilüferi koparsa o parmaklar gül yaprakları gibi kuruyup dökülürdü.(s.33)

Behçet Necatigil

dereyi, serviyi, gündüzsefalarını bulmak istiyor, bunda ısrar ediyordum.(s.22)

Mehmet Kanar

su arkını, selvi ağacını, nilüfer çiçeklerini bulmak istiyor,ısrarla arıyordum.(s.25)

Makbule Aras 

o dereyi,o selviyi, o nilüfer demetini bulmak ; bunda ısrar ediyordum.(s.34)

Behçet Necatigil

etrafında mavi gündüzsefaları olan bir kuyuya  (s.29)

Mehmet Kanar

çevresinde mor nilüferlerin yetiştiği bir çukura(s.32)

Makbule Aras 

Etrafında mavi nilüferler bitmiş bir kuyu.(s.42)

Behçet Necatigil

dar ve eğri pencerelerinden  mavi gündüzsefaları dışarı taşıyor .(s.31)

Mehmet Kanar

evlerin arasında mor nilüferler bitmiş,  (s.35)

Makbule Aras 

eğri büğrü dar pencerelerinden mavi nilüferler sarkıyor(s.44)

Behçet Necatigil

öbek öbek ,mavi,kokusuz gündüzsefalarıyla örtülüydü toprak(s.31)

Mehmet Kanar

bu yer kokusuz mor nilüferlerle kaplanmıştı.(s.35)

Makbule Aras 

toprak kokusuz, mavi nilüfer çiçekleri ile kaplanmıştı.(s.44)

Behçet Necatigil

gittim, o kokusuz mavi gündüzsefalarından topladım,mezarının üzerine diktim.(s.32)

Mehmet Kanar

gidip kokusuz mor nilüferler getirdim,toprağına diktim(s.37)

Makbule Aras 

gidip o kokusuz mavi nilüferlerden getirip diktim mezarına

Behçet Necatigil

gündüzsefalarının saplarına dolanmışlar gibi devriliyorlardı.(s.34)

Mehmet Kanar

mor nilüferler onlara dolanıyor da, yere düşüyorlar gibi görünüyordu(s.39)

Makbule Aras 

ayaklarına dolanan nilüfer sapları yüzünden yere kapaklanıyor gibi görünüyorlardı.(s.48)

Behçet Necatigil

bir tarafında mavi gündüzsefalarıyla çevrili badem biçimi bir tarla vardı(s.35)

Mehmet Kanar

badem şeklindeki gövdesinin bir tarafı   mor nilüfer rengindeydi.(s.40)

Makbule Aras 

testinin bir tarafında mavi nilüferlerle çevrili badem biçiminde bir alan.(s.49)

Behçet Necatigil

mavi gündüzsefalarının altında.(s.35)

Mehmet Kanar

mor nilüferlerin altında.(s.41)

Makbule Aras 

mavi nilüfer çiçeklerinin altındaydılar.(50)

Behçet Necatigil

insanların,kemikleri çoktan çürümüşken, hücreleri belki mavi gündüzsefalarına karışmış yaşamaya devam ettikleri zamanlarda.(s.36)

Mehmet Kanar

şimdi onların kemikleri çürümüş, belki bedenlerinin zerreleri mor nilüfer çiçeklerinde yaşıyordu.(s.41)

Makbule Aras 

ve belki bedenlerinden arta kalan zerreler mavi nilüferlerde yaşamaya devam etmektedir.(s.50)

Behçet Necatigil

Toprak öbek öbek mavi gündüzsefalarıyla kaplıydı(s.55)

Mehmet Kanar

mor nilüfer çalılarıyla kaplıydı her yer.(s.65)

Makbule Aras 

Burada çevirmen bir cümleyi atlamış (s.75)

Behçet Necatigil

kapı ve duvarlarını  gündüzsefaları sarmıştı.(s.66)

Mehmet Kanar

kapılarına, duvarlarına nilüfer sarılmış acayip,tuhaf evler.(s.79)

Makbule Aras 

Kapıları, duvarlari nilüfer çiçekleriyle kaplı.(s.89)

Farsça metne ulaşamadım ama kitabın İran yapımı videosunu buldum.Filimde kadının elinde Nilüfer çiçekleri görünce hiç şaşırmadım çünkü baştan beri mavi gündüzsefasını metne hiç yakıştırmamıştım.

Zaten,Makbule Aras’ın çeviriye eklediği   dipnotta; romanda nîlûfer-i âbî (mavi nilüfer-su nilüferi) olarak karşımıza çıkan nilüfer çiçeğinin eski iran,hint ve yunan mitolojilerindeki simgesel anlamı uzun uzun anlatılıyordu.

Peki bu kadar etkin ve yetkin bir çeviriye imza atan usta şair bu hatayı nasıl yapmıştı. Bazı kaynakların çevirinin Almancadan yapıldığını söylemesine karşın kitabın başında Farsçadan yapıldığı yazıyor. Bu doğru ise farsça metindeki nîlûfer-i âbî  hangi sebeple mavi gündüzsefasına  dönüştürülmüştü. Çamurlu ve karanlık sularda yetişip tertemiz yaprakları ve harikulade çiçekleri ile mitolojilerde   bereket, cinsellik, yeniden doğuş gibi pek çok simgesel anlamı olan   kutsal Nilüfer çiçeği ile sarılıcı ve tırmanıcı bir bitki olan gündüzsefasının farkını bilmek için botanikçi olmak gerekmiyor.

Üstelik    “Nilüfer”adlı çok güzel bir şiirinin bulunduğu, bu şiirde de çiçeğin simgesel olarak  kullanıldığı düşünüldüğünde sayın Necatigil’in Nilüfer çiçeğini tanımaması olanaksız. Artık hayatta olmadığı  için bu durumun bir çeviri hatası mı yoksa bizim bilmediğimiz bir sebepten mi kaynaklandığını asla öğrenemeyeceğiz.

Mavi nilüferlere yapılan haksızlık bununla da kalmıyor. Kör Baykuş romanına ilişkin ulaşabildiğim yorum, eleştiri ve çözümlemelerin hiçbirinde mavi nilüferlerden bahsedilmemiş.   Makbule Aras çeviriye yazdığı önsözde romandaki simgesel ve döngüsel olarak kullanılan; ihtiyar adam, kalemdanlık, güzel kadın, kasap,bıçak,toprak testi üzerinde uzun uzun  çözümlemeler yapılırken mavi nilüferlere hiç değinmemiş olması,  Ömer Hayyam’ın;

Pîr ü pâk ruhlarımız,bedenlerimizden ayrıldığında

Getirip iki kerpiç koyacaklar ikimizin mezarına

Ve sonra da başkalarının mezarlarına kerpiç olsun diye

İkimizin toprağını dökecekler bir kalıba

Rubaiisini yer verip  ;     “oysa şimdi anlıyorum ki bir zamanlar o dağlarda, o evlerde, o değerli kerpiçten yapılıp sonra viraneye dönmüş o yapılarda yaşayan insanların kemikleri çoktan çürümüştür ve belki bedenlerinden arta kalan zerreler mavi nilüferlerde yaşamaya devam etmektedir.” satırlarıyla ilişkiyi fark etmemesi de  şaşırtıcı.

 

Mavi nilüferlerin farkına varmak için, evinin bahçesinde mavi gündüz sefaları yetiştirmiş, mavi nilüfer yetiştirmeyi denemiş ama başaramamış amatör bir bahçıvan mı olmak gerekiyor acaba?

Gönül Tüfekçi

Heybeliada,Mart 2017

Yorumlar

Yorumlar: 5
  • comment-avatar

    Şurası bir gerçek ki; sözcüklerin, nesnelerin ve imgelerin anlamları ve erişilebilirlikleri yeni bir boyuta geçti günümüzde. İyi bir sözlük bulmanın bile zor olduğu zamanlardan geçerek, çok kanallı bilgilere, dört bir yandaki gündüzsefası ve nilüfer çiçeklerinin renklerine erişebilir olduk. Belki de geldiğimiz aşamanın en önemli sonuçlarından biri, İnternet üzerinde yer alacak yapıt ve yazıların 7/24 düzeltilebilir olması olacak. Belki o zaman, bu tür değerlendirmelerin ve yeni yazılımların yardımıyla; uygulanabilir kusursuzluk kısa sürede, kolayca sağlanacak.

  • Bu tür yazıların okura daha özenli kitaplar sunulmasında etkili olacağını sanıyor ve bir okur olarak umutlanıyorum. Elinize, aklınıza sağlık.

    • Yazımı yayına değer bulduğunuz için teşekkür ederim.Ancak sayfayı paylaştığımda kitabın fotoğrafı yerine sizin profil resminiz çıkıyor.

  • Bu fotoğrafların kayması meselesine çalışıyoruz, yakında çözülecek umarız.

  • yazı eklendiğinden beri aklımın bir köşesi bir şekilde uyur uyanık mavi gündüzsefası çiçeği ve mavi-mor nilüfer hakkında işleyip durdu.

    Oğuz Demiralp’in yazdığı Kör Okur kitabı Kör Baykuş ve Sâdık Hidâyet üzerinedir ve hem bu değerli yapıtın hem de yazarının görmezden gelindiğini yahut hakkının yeterince teslim edilmediğini söyler.

    Gelinen noktada okurun pek de haksız sayılamayacağı ortada. Çevirmenleri dahi işin içinden tam olarak çıkamamış sonuç olarak.

    Necatil’in neden “mavi gündüzsefası çiçeği” olarak çevirdiğini tahmin etmek güç değil. Nesnel düşünüyor, suda yaşayan nilüfer çiçeğinin kerpiç duvarlara, kapılara tırmanamayacağını, toprakta öbek öbek açamayacağını düşünüyor. Bir tırmanma olayı varsa sarmaşıktır o, gibi bir mantık.

    Diğerleri kelime anlamı olarak nilüfer’i verse de romandaki anlam ve imgeyi vermeyi başaramıyor aslında.

    Romanın oldukça karanlık bir roman olduğunu hatırlıyorum. Yakın zamanda yeniden okumak gibi bir niyetim yok. Beğenmediğimden değil, şu aralar o karanlık ruh haline giremeyecek durumdayım. Gündüzsefası sürüyorum işin aslı.

    Romanın dumanlı, karanlık pasajlarında mavi nilüfer çiçeğinin gece lambası gibi parladığı kareler gözümde canlandı ve jetonum nihayet düştü. Amatör bahçıvanlar bir de haşhaş çiçeği yetiştirirse tam aydınlanma yaşanabilir. Malum Haşhaş çiçeği, Nilüfer çiçeği görüntüsüne çok benzer. Bu roman İran’da yasaklı kitaplardandı. Yazar Haşhaş çiçeği diye yazsaydı herhalde hiç basılamazdı 🙂

    Neyse, yazılmamış halini bir kenara bırakırsak, Necatigil gündüze çekmeye çalışsa da bu roman gecedir, karanlıktır. Makbule Aras’ın çevirisine düştüğü nilüferi- âbî dipnotu benzeri bir açıklamayı mutlaka koyması gerekirken koymamayı tercih etmiş. Çok vahim…