Belki de Bu Yüzden Teselli Ediyordu Bizi Edebiyat

Belki de Bu Yüzden Teselli Ediyordu Bizi Edebiyat

Nilüfer Kuyaş’ın Başka Hayatlar adı altında kitaplaştırdığı “denemeler”inden söz etmek istiyorum. İlk basımı 2003’te Dünya Yayıncılık tarafından yapılmış. 2004’te Memet Fuat Deneme Ödülü’nü alıyor. Can Yayınlarında birinci basımı Ağustos – 2012.

Nilüfer Kuyaş, “önsöz”de kitabın adına telmihte bulanarak “Belki de bu yüzden teselli ediyordu bizi edebiyat, başka hayatları hiç değilse hayalimizde, dolaylı yaşayabildiğimiz için.” diyor. Bu söz beni çok uzun yıllar önce okuduğum Fışher’in Sanatın Gerekliliği’ne götürüyor.
Kuyaş’ın “Deneme” türü hakkında söyledikleri bana hem tanıdık hem de ilginç geldi: “Deneme, özünde nedir ki? Yazarın kendisi olmaya en yakınlaştığı yazın türüdür, derdim. Ne kadar gizlense de kendini en çok ele verdiği tür. Deneme, fazla gizlenmeye gelmiyor, belli bir çıplaklık istiyor….”
Bence Kuyaş’ın bu tür ile ilgili olarak söylediklerinde, vurgulanması gereken satırlar şunlar: “Bilimsel yöntem kullanmasa da bilim kadar analitik olabilir deneme; tam anlamıyla felsefe yapmaya benzemese de felsefeyle ilişkilidir mutlaka. Deneme, isterse güncelleşebilir, isterse zamanın dışına uzanır, sonsuzluğa dokunur. Bazen bir itiraftır, bazen bir önerme hatta bir kışkırtma…”
 (…….)
” Ama her  zaman yaratması gereken asıl bir büyü var denemenin: Daha önce var olmayan bir şey çıkartmalıdır ortaya. Henüz ismi olmayan bir şeyi isimlendirmek; herkesin dilinin ucunda olan ama daha önce ifade edilmemiş bir düşünceyi dile getirmek, bilinmeyen bir bağlantı kurmak, dikkatle bakılmamış bir köşeye ışık tutmaktır amaç; bilineni tekrar etmek değil.”
“Pasaklı Puşkin” başlıklı denemede “şiir – devlet” ilişkilerini doğrusu iyi kurcalıyor Kuyaş. Namık Kemal’den Nazım’a, Cemal Süreya’dan Ece Ayhan’a birçok şairimizi de anarak. “Romanın Gölge İkizi Otobiyografi” başlıklı denemeyi de birçok okuyucu ilginç bulabilir. Yazının ana düşüncesini belirtmek gerekse  “Her şair, her hikâye, roman ya da oyun yazarı  – başka insanların hayatlarından söz ederken bile – önünde sonunda sadece kendisini anlatır.” derdim.
Huzursuz Miras / Suat’ın Mektubu başlıklı yazı ise Tanpınar’ın Huzur romanındaki karakterlere; İhsan, Mümtaz ve Suat’a özgün bir yaklaşım sergileniyor. Şu karşılaştırmayı da ilginç bulabilirsiniz:”Gecikmiş modernlik, sadece Türkiye’ye özgü bir olgu değil. Amerikalı felsefeci George Santayana’nın 1911’de söylediklerini hatırlayalım: “Amerika’nın iradesi gökdelenlerde oturur ama entelektüel gücü, kolonyalist döneme ait bir malikânede kalmıştır.”
“Huzur romanında Mümtaz için tam tersi bir durum geçerlidir: Entelektüel gücü çoktan modern apartmana taşınmıştır ama ruhu ve iradesi hâlâ eski bir Boğaziçi yalısında, ahşap bir konakta yaşamaktadır.
Kitabın birkaç yerinde Kafka üzerinde özellikle duruluyor. “Kurucu Metinleri Neden Kurcalamalı” başlıklı yazı ise dikkate değer. Kitabın sonunda yer alan “Dizin”, şair, yazar ve eser adlarını içeriyor. İlgilenenlere iyi okumalar diliyorum.

Yorumlar

Yorumlar: 1
  • comment-avatar

    “Belki de bu yüzden teselli ediyordu bizi edebiyat, başka hayatları hiç değilse hayalimizde, dolaylı yaşayabildiğimiz için.” Yaşam mı getirirken yazacak yaşayamadığımız daha güzel günleri, edebiyat mı anlatacak?