Bir Bağışçının Son Eylemi

Bir Bağışçının Son Eylemi

Arayan kişi mecburmuşum gibi konuşuyordu. Bir lise kütüphanesine kitap bağışlanacak. Yirmi kitap ve üzeri önemli.  Onlar için özel bir şey yapacaklar, diyen kısa cümlelerle kesin ifadeler: “cak cek”. Madalya mı takacaklar, diyorum.  Aramızdaki ilişki böyle diyalogları kaldırır cinsten. Kan bağıyla da tescilli.

Aslında kitap bağışı ile kan bağışı aynı önemde benim için. Son birkaç yıldır kan değerlerimin nanik yapması bazı durumlara taş koymuştu. Şimdi de kitap bağışından kusur kalmam söz konusu. Vermeye kıyamadığımdan değil üstelik. “Asla vazgeçmem,” dediğim kitapların çoğundan yıllar önce vazgeçebildim. Hoş, geçmiş yıllarda yaptığım yüklü bağışlarla epey zayıflamış bir birikimden söz ediyorum.

Şimdi durum tamamen teknik nedenlerle imkânsız gibi. Geçen yıl taşındıktan sonra, yakında yine yolcuyuz nasılsa, diyerek kitap kolilerini açmadan üst üste yığdım. Üç raftan ibaret okunacaklarım ile okuyup elbise dolaplarına kaldırdığım okunmuşlarım var ortada sadece. Söylemesi ayıp yeni alınmış, yeni okunmuş, bazılarının daha tadına doyulamamış… Böyle bir durum var. Bağış alacaklım iki saate kadar gelip alacakmış, acil durum! Kitaplar yetişmezse hastaları ölecek, madalya kaçacak!

Aklıma süper bir fikir geliyor, WhatsApp’tan mesajı döşüyorum. Bugüne kadar alıp götürdüğünüz geri getirmediğiniz kitapların hepsini bağışlıyorum, kendi adınıza verebilirsiniz, madalya da sizin olsun.

Fikrimi o kadar çok seviyorum ki, kendi kendime gülüyorum. “Bırro Hacer,” filan deyip tebrik ediyorum hatta. Fakat sevincim fazla sürmüyor. Bir telefon daha. Kolileri açamam, açarsam toplayamam, şu anda vaktim yok, diyorum, laftan anlamıyor. “Ya seç oradan işte biraz…”  Olaya bakın. Abi, dedik, bağrımıza bastık, adam resmen bastırıyor. Aman n’oolucak, lafımın üstüne yatarım düşüncesiyle “tamam bakarız,” diyorum.

Hem akşam yemeğinde misafir ağırla, hem tek ayağının üstünde elli takla atan altılık erkek çocuğunun ilgisine mazhar olup zapt et, hem kitap seç, hem de en az yirmi tane… Böyle desem de elim okunmuşlara gidiyor bir şekilde. Çünkü lisedeyken güncel edebiyata hayli uzaktık. O yıllar geldi aklıma Bir iki derken masanın üstüne yığılıyorlar. Bazılarını çok sevmiştim, çocuklar da okusunlar, ben bir daha okumak istersem yine alırım, diye seçtim. Bazılarını okudum, anladım, güzel ama bir daha okumayacağım, diye seçtim.

Sonra küçük bir esintiyle ayaklarım yerden kesildi. Ben diyeyim tüy, siz deyin kuru yaprak, öyle hafiflemişim verince.

Yorumlar

Yorumlar: 0