Hüzünlü Kahve’nin Türküsü

Hüzünlü Kahve’nin Türküsü

Hüzünlü Kahve’nin Türküsü bir trajedinin geriye doğru dönerek, 94 sayfada anlatıldığı çarpıcı ve çok güzel bir öykü. Sanki okumuyor, kahvede oturup, olup biteni yaşlı bir tanığın ağzından dinliyorsunuz.  Arada dikkatiniz dağılacak gibi olursa,  “Bu da şurada dursun” diyerek, merakı hep yukarıda tutacak ayrıntıları araya sıkıştırıveren iyi bir anlatıcısı var öykünün.  Kendinizi o kadar kaptırıyorsunuz ki, neredeyse hayali bir sobaya ellerinizi uzatıp “Sonra n’olmuş?”diyesiniz geliyor.

Olay anlatılmaya değer şeylerin pek sık olmadığı bir kasabada geçiyor. Anlatıcı, kasabanın şimdi nasılsa geçmişte de öyle kasvetli bir yer olduğunu, öykünün hem başında hem de sonunda, neredeyse aynı kelimelerle tekrar ediyor. Bu kasveti vurgulayarak, burada hatırlanmaya değer tek şeyin, kasabanın ortasında artık yıkılmaya yüz tutmuş ev ve ona bitişik kahveye dair anlatacağı öykü olduğunun altını çiziyor sanki.

Öykünün başkahramanları; evin ve kahvenin de sahibi olan, yörenin en zengin ve korkutucu kadını Amelia Evans, bir gece elinde kirli bir bavulla Amelia’nın karşısına geçip kuzeni olduğunu söyleyerek hayatına dahil olan Lymon adlı bir kambur ve kahvenin sonunu getiren, Amelia’nın on günlük evlilikten sonra boşandığı, hapisten çıkıp kasabaya geri gelen eski kocası Marvin Macy. Bütün bunlara tanıklık eden kasaba halkını ve elbette Hüzünlü Kahve’yi de unutmamak gerek.

Kuzen Lymon hayatına girinceye kadar babası dışında kimseyi sevmemiş olan korkusuz, çalışkan ve hırslı Amelia’nın en iyi yaptığı şey para kazanmak.  Düpedüz acımasız da. Ama kasabanın doktorluğunu da yapan bu iri kıyım kadın,  küçük bir çocuğu tedavi ederken gösterdiği incelikle ve o durumdaki insanlara yardım etme şeklindeki insancıllıkla, sadece olumsuz tanımlamalara sığdırılamayacak bir karakter aynı zamanda.

Para dışında insanlarla ilişkisi olmayan Amelia, kuzen Lymon’ı hayatına aldıktan sonra daha sevecen daha sosyal biri olur. Hani birini sevmek, karşılığı olsun olmasın, sürekli sevgi sızdıran delik bir kovaya çevirir ya bazı insanları, aynen öyle. Böylece sadece aşkın nesnesi değil,  çevrede bulunanlar da payını alır bu iyilik halinden. İşin özeti; Amelia akraba olduğunu söyleyerek ortaya çıkan kambur ve çirkin kuzen Lymon’a aşıktır. Tüm değişim bu aşk ile başlar. Aşkının karşılığının olup olmaması ise bir ayrıntıdır sadece. Anlatıcı, onu ya da aşkını yargılamamızın önünü;

“Öncelikle aşk, iki insan arasındaki ortak yaşantıdır. Ancak unutulmaması gereken, ortak yaşantı iki insanın ille de benzer şeyler yaşaması değildir. Aşk olgusunun içinde seven ve sevilen vardır ve ikisinin de dünyaları farklıdır. Sevilen sevenin içinde gizli duran, birikmiş aşkı ortaya çıkaran bir dürtüdür. (Syf 36)” sözleriyle keser.

Yani Amelia için, bir çocuk gibi üzerine titrediği, kasabalının ağzını açık bırakacak kadar sabırlı ve verici olduğu eciş bücüş adama, bunu ne kadar hak ettiğini sorgulamadan sunduğu bir şeydir aşk.  Çünkü:

“En sıradan insan, vahşi, taşkın, zehirli bataklık zambakları kadar güzel bir aşkın nesnesine dönüşebilir ya da “iyi bir adam, zorlu, iğrenç bir aşkın dürtüsü olabilir. Kısacası aşkın değerini, içeriğini yalnız ve yalnız seven belirler. ( syf- 37)”

Kasaba istediği kadar gülsün, ne Amelia’nın on günlük evliliğinde eski kocasının sevgisini hor görüp ona yaptığı aşağılayıcı eziyet, ne de kamburun Amelia’nın sevgisini ve ilgisini sömürüp son anda attığı kazık adaletle ilgilidir.  Anlatıcının da dediği gibi  “Asıl öykü sevenin ruhunda yaşanandır. Tanrıdan başka kim bu ya da benzeri herhangi bir aşkı yargılayabilir ki! ( syf- 46)”

Bu öykünün üç kahramanı, hem iyiyi hem kötüyü içlerinde barındıran karakterler. Sevilme ya da reddedilme hali, ışığın hangi yüzlerine düşeceğini belirliyor sadece.

Hapishaneden çıkan Marvin’de kızacağınız bir sürü kötü yön var ama Amelia ile olan evliliğinde acıyorsunuz mesela.  Onun şanssızlığı, karşılığı olsa belki de onu iyi birine dönüştürme potansiyeli olan aşkının nesnesinin Amelia olması. Bu Marvin’in şanssızlığı. Amelia’da şansız. Onun aşkınının nesnesi de çıkarcı, güvenilmez hain ruhlu Lymon. Lymon’da şanssız. Onunda delicesine ilgisini ve onayını istediği kişi, peşine takılıp her şaklabanlığı yaptığı halde aşağılanma dışında bir şey elde edemediği Marvin.

Kısacık ama derinliği ile sarsıcı öyküde, Hüzünlü Kahve diğer kahramanlar gibi nefes alan bir karakter adeta. Onun yeri kasabalı için çok özel. “Kahveyi kahve yapan yalnızca sıcaklığı, süslemeleri, parıltısı değildi. Kahvenin kasaba için bu denli değerli oluşunun daha derinde yatan bir nedeni vardı. Bu yörelerde önceleri pek tanınmayan bir duygu, gururdu, bu neden. Gururu anlayabilmek için dünyada insan yaşamına ne denli ucuz fiyat biçildiğini akıldan çıkarmamak gerekir.  Burada insanın aklını karıştıran şudur: yararlı her şeyin bir bedeli vardır, yalnızca parayla satın alınabilir. Düzen böyledir. Düşünmeden bir balya pamuğun, bir litre benzinin fiyatını bilirsiniz. Fakat insan yaşamına değer biçilmemiştir. Bize bedava verilir, bir şey ödemeden geri alınır. Çevremize baktığımızda, ya çok önemsiz bir değer biçilmiştir ya da hiç… Çalışır, çabalarsınız, bakarsınız ki iyiye giden, düzelen hiçbir şey yoktur. O zaman içinizde bir yerlerde hiçbir değer taşımadığınız duygusu yerleşir. (syf- 72)” Bu duygular içinde olan kasaba halkı için, kahvenin onlarda yarattığı gurur bir çeşit ilaç gibi. Kasabalılar üç kişinin arasında olup biten trajediyi izlemek kadar başka nedenlerle de kahvede yerlerini alırlar hep.  “Hani çocuklar bir başkasının evinde kalmaktan ya da komşunun sofrasında yemekten büyük tat alırlar; böyle durumlarda uslu biri olur çıkarlar, kendileriyle gururlanırlar ya; kasaba halkı da kahvede otururken benzer duygular taşırdı. (syf-73)” diye açıklanır bu bağımlılık.

Kitabın benim okuduğum baskısı Logos yayıncılık tarafından 1990 da yapılmış. Çevirmeni Özgür Ulusoy çok temiz ve güzel bir iş çıkarmış. Daha sonra İş Bankası yayınları tarafından 2005’de, İpek Babacan çevirisi ile yeniden basılmış. Adı Küskün Kahvenin Türküsü olmuş. Kitaba başka öyküler de eklenmiş, sayfa sayısı 164’e çıkmış. Hüzünlü Kahve’nin Türküsü orada bir öykü olarak yer almış. Bu baskıyı henüz okumadığım için her iki kitabı karşılaştırma şansım yok. Ama Hüzünlü Kahve’nin Türküsü’nün tek başına okunmasından yanayım. O kadar güçlü ki, yanına konan diğer öyküleri gölgede bırakabilir diye düşünüyorum.

Son olarak; Amerikalı yazar Carson Mc Cullers hayran olduğum isimlerden biri. Yazma yeteneğinin yanı sıra yaşam öyküsüyle de ilginç ve özel biri bence. Düşünün “ Yalnız Bir Avcıdır Yürek” adlı güzelim romanı daha yirmi üç yaşındayken yazmış. Hayatını mutlaka okumanızı öneririm. Böylece en verimli zamanları yarı felçli halde geçen, elli yılda biten bu yaşamın zorluğunun kitaplardaki hüzne ne kadar çok yansıdığını da göreceksiniz.

Hüzünlü Kahvenin Türküsü

Yazar : Carson Mc Cullers

Çevirmen: Özgür Ulusoy

Yayınevi: Logos

Yorumlar

Yorumlar: 5
  • comment-avatar

    Eline sağlık Hasibe, bu hikâyeyi gençliğimde okumuş ve sevmiştim. Okuduğum herhalde ilk çeviriydi, De Yayınları’ndan, tek hikâye olarak ve Küskün Kahvenin Türküsü adıyla basılmıştı, çevirmeni İpek Tümerdem idi. İş Bankası Yayınları baskısının çevirmeni de aynı kişi, ama soyadı değişmiş.

  • comment-avatar
    Semra Yücel 7 ay

    Anlatımlarınız harika. Bu konuda takipçinizin.

  • comment-avatar
    nevcihan oktar 7 ay

    Listeme aldım sevgili Hasibe…hemen okuyacağım…