İnsan Hayvanı Tuhaf Mahluk

İnsan Hayvanı Tuhaf Mahluk

Kitabın arka kapağında şöyle yazıyor: “Herhangi Bir Gün. Ömrü boyunca yaptığı ve yaşadığı hiçbir şeyden pişmanlık duymayan bir ihtiyarın bir günü. Bir salı günü ya da belki çarşamba…

Hayatı karşısına çıktığı gibi kabul edip ona göre yaşayan bir adamın geriye dönüşlerle anlatılan hikâyesi. Paralı asker, pilot, kamyon şoförü… Kendi ülkesinde bir günün diğerinden farksız olduğu bir hayat süren yaşlı, yalnız adamın hatırladıkları, insanın nasıl bir kötülük, şiddet üreticisi olduğunu gösteren balyoz darbeleriyle dolu bir metin kurar.”

Kahramanımızın yaptıkları “hayatı karşısına çıktığı gibi yaşamayı” çok aşıyor. Ayrıca insanın bir kötülük ve şiddet üreticisi olduğu iddiası doğru gelmiyor bana; insanların sadece bir kısmı  kötülük ve şiddet üretiyor.

Etgar Keret’in Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü adlı kitabında İyi Niyet adlı bir öykü vardı; elinden iyi olmaktan başka bir şey gelmeyen ve bu yüzden kendisini öldürecek bir kiralık katil arayan çok iyi bir adam hakkındaydı.  Christian Jurgensen, Kayboluyorsun adlı kitabında karakterlerinden birine şöyle dedirtiyordu: “‘Bundan dört yüz yıl önce insanlar, ruh hastalarının çoğunlukla şeytanla bir anlaşma yapmış olduğuna inanırdı – yani cadı olduklarına – ve onları tüm köy sakinlerinin gözü önünde diri diri yakarlardı. İnsanlık tarihinin bu dönemi modern insana fazlasıyla provokatif geliyor çünkü günümüzde bu zavallıların ruh hastası diye ne yakılması ne de hapse atılması söz konusu. Ama çok zaman geçmeyecek, insanlar geriye bizim zamanımıza bakıp, acımasız ve zalim olan ve onları suç işlemeye götüren seçimler yapan insanları cezalandırış şeklimiz hakkında da aynısını düşünecek. İnsanların kendiliğinden böyle olmak istediğine inanmak ilkellik. O insanların beyinleri hatalı çalışıyor, dolayısıyla tıbbi tedaviye ihtiyacı var.”

Herhangi Bir Gün’ün başkahramanı, Hızlandıkça Azalıyorum’un başkarakteri Matthea’yı hatırlattı bana; yalnızlığı, birbirinin aynı günleri tekrarlaması, durmaksızın geçmişi hatırlaması bakımlarından sanki onun erkeğiymiş gibi. Gerçi Matthea yalnızca tuhaftı, kötü değildi; bu adam düpedüz kötü.)

Keret ve Jurgensen’e bunun için başvurdum; iki uçtakiler katıksız iyi ve kötüler için. Büyük insanlık arada kalanlardan oluşuyor sanırım. İki yazarın dediklerine ve kimi bilimsel çalışmalara bakılırsa, iyi yahut kötü olmak bir seçim işi olmayabilir; mevzu epey tartışmalı.

Sosyal hizmetler kendisini alıp huzurevine yahut benzeri bir yere götürmesin diye mümkün mertebe göze batmadan, bir çatı arasında birbirinin aynı günler yaşayan bu “zavallı” ihtiyar, aslında son derece “maceralı” bir hayat sürmüştür : On yedisindeyken iki arkadaşıyla birlikte bir kıza tecavüz eder. Olayı hatırlayıp anlatırken en ufak bir pişmanlık yahut suçluluk sezmeyiz söylediklerinde: “René onu tuttu, Martha direndi. René’nin tereddüte düşeceğini zannettim ve üstüne atladım. George itiraz etmedi oysa ilk önce onun yapmasını kararlaştırmıştık. Martha’nın külotunu çıkarmama yardım etti, elimle ağzını kapadım ve onu becerdim. …Elbette böyle bir yaşantıyı kimse unutamaz, kendi isteğini zorla başkasına kabul ettiriyorsun. …En çok da bu işin ne kadar kolay olduğunu hatırlıyorum. …Martha’ya kanal kıyısında, fındık ağaçlarının altında tecavüz etmek mümkündü. Bunu yapıp yapmamak herkesin kendi bileceği iş, ama sonrasında sızlanmamak gerekir. Aslında insanın kediden fazla değeri yok. İnsanı farklı kılan, olayları birbirleriyle ilişkilendirmesi ve konuyla ilgili felsefe yapabilmesi.” (Sözünü ettiği kedi, ileride birlikte yaşayacağı bir kadının pencereden fırlatıp ölüme attığı kedisidir.)

Bu olayın duyulması üzerine babası düğümlü bir kayışla (düğümü ona attırmıştır) acımasızca döver onu ve mesele büyümesin diye Kongo’da yaşayan ablasının yanına yollar. Kısa süre sonra ablasının yanından ayrılır. Paralı askerlik, pilotluk, şoförlük vb. işlerde çalışırken aynı vurdumduymazlıkla pek çok kötülük yapar, suçlar işler. Durumunu, “İşin aslı şu: Herkesle aram iyiydi çünkü hiçbir meselede taraf olmadı, çıkarım yoktu, bir tarafı diğerinden daha adil ya da daha haklı bulmadım,” sözleriyle izah eder. Biz onun Afrika’da yaşadıklarını dinlerken, beyaz adamın Kara Afrika’ya ettiği zulmün de tanığı oluruz bir yandan.

Eline bir silah alıp sürmekte olan bir savaşa katılmanın kişiye kanunsuz olan her şeyi yapabilme hakkı verdiği, herkesin kendi kanununu yazdığı topraklarda olmaktan memnundur. Bir daha kimsenin kendisini Martha gibi birisi yüzünden oralardan uzaklaştıramayacağını düşünmeye başlamıştır ki yakalanır. Hapse düşer ve çıktıktan sonra Belçika’ya geri döner.

Döndükten sonra tır şoförlüğü yapar. Bu işi yaparken de hırlı değildir. Taşıdığı malları çalar, çevirmedik dolap bırakmaz.

Bu aynı adam, iki ayrı kadınla mutlu mesut ilişkiler yaşar, onları sever, hastalandıklarında onlara şefkatle bakar.

İnsan hayvanı tuhaf mahluk vesselam.

Gayet güzel bir çeviri, kusursuza yakın bir Türkçe ve baskı, etkileyici bir hikâye. Daha ne olsun? Okuyun bence.

Kitapçı, çevirmen.

Yorumlar

Yorumlar: 0