Paul Auster Söyleşisinden Notlar

Paul Auster Söyleşisinden Notlar

Paul Auster yeni kitabı 4321’in tanıtımı için İngiltere’ye geldi. Oxford Edebiyat Festivali kapsamında yapılacak etkinliğin biletini satışa sunulur sunulmaz aldım, yaşayan en ünlü Amerikalı yazarlardan biri ta Amerika’lardan İngiltere’ye gelirdi de, ben Cambridge’den Oxford’a gitmez miydim? Giderdim tabii!

Bir saat süren etkinliğin ilk yarım saatini oldukça kalın olan yeni romandan bölümler okuyarak geçirdi Auster. Gerçekten içine sinmiş olmalı bu romanı, çünkü okumaya doyamadı, okurken durup hikaye hakkında ekstra bilgiler vererek bizi daha okumadan, neler olup bittiği ile ilgili epey bilgi sahibi etti! Gecenin diğer yarım saati ise oldukça keyifliydi. Moderatör -Independent gazetesinin editörlerinden biri olan- Boyd Tonkin oldukça güzel sorular sordu.

  • Enteresan bir kurgusu var 4321’in. Archibald (Archie) Ferguson isimli bir adamın hayatından bir kesiti anlatıyor, ancak 4 kere. Yani 4 alternatif hayat kesiti sunuyor bizlere Auster. Özellikle Amerika’da ‘Hiç ilginç bir şey olmuyor, neden dört kere çok benzer dört alternatifi anlattın ki” gibi eleştiriler almış. Archie’nin bir astronot vs. gibi daha maceralı hayatlar yaşamasını istememiş Auster. Gerçek hayatı ve hayatın “tahmin edilemezliğini”, Archie’nin yaşadığı acı, öfke, sevinç ve hatta sersemce şeyleri anlatmak istemiş. (LA Times’in gerçekten sert eleştirisini kastettiğini düşündüm burada eğer okumak isteyen varsa buyursun. Tuğla gibi kitap yazmışsın ama içi bomboş diyorlar özetle.)
  • Kitabın otobiyografi olmadığı açık, ama hikayede geçen neredeyse 3-4 olayı ‘evet bu(veya çok benzeri) benim başıma gelmişti’ diye  anlattı bizlere. Archie’ye ‘coğrafyasını’ (New York muhitleri) ve büyükbaba/büyükannesi ile ilgili detayları ödünç verdiğini söyledi ama benim izlenimim, hayatı ve kendisi ile ilgili bundan çok daha fazlasını Archie kanalı ile yazdığı… Neden derseniz, öncelikle 14 yaşında başına gelen talihsiz bir olayın benzerini kitapta yazdığını anlattı. (Arkadaşına yıldırım çarpıp ölmesi, bunu başka röportajlarda da açıklamış.) Yine aynı sene, New York’ta zenci mahallesinde yapılan basketbol maçından canlarını zor kurtararak kaçmaları da kitapta iki üç küçük değişiklikle yer alıyormuş. Bunun ardından da üniversite yılları! Vietnam savaşı ve öncesindeki dönem, Kanlı Pazar, Soğuk Savaş vb. gibi büyük sosyal olaylara/periyotlara şahitlik edişi. Colombia Üniversitesinde olanları kendi gözünden yazdığı çok açık, tabii Archie öğrenci değil, bir gazeteci olarak anlatıyor orası ayrı.
  • Kitabı yazma fikrinin Brooklyn’deki evinde, yemek masasında gazete okurken aklına geldiğini söyledi.  ‘3 yıl gibi kısa(!) bir sürede yazdım’ dedi. Romanın yapısını kurgularken Archie’yi önce dokuz hayatlı yapmak istemiş, sonra bunun çok uzun olacağını düşünüp 5’e indirmiş. Ancak 5 hayat da zaten kalın olan kitabı daha da kalınlaştıracağı için, bir karenin 4 köşesi gibi, 4 hayatta karar kılmış.
  • Amerika’nın her dönemde en büyük sorunlarından biri olduğuna inandığı ‘siyah/beyaz’ sorununun da kitapta yeri olduğunu anlattı. Archie’nin her hayatında bu konuya yer var.
  • Archie’nin hayatlarında spor, müzik ve sinemanın hep yeri var. Beyzbol’un Archie’nin dört yaşamında da yer alması ilginç değil, Auster’in kendisinin de sıkı bir Beyzbol oyuncusu olduğu düşünülünce. Beyzbolun onu etkileyen kısmının kaybetme ihtimalinin yüksek oluşu olduğundan bahsetti, en iyi sezonda bile maçların yüzde 40’ında kaybedermiş bir takım. Topa vuran kişi ise ancak atışların yüzde otuzunda başarılı olabilirmiş. Kendisi profesyoneller kadar iyi olmadığını söyledi ama “hiç de fena değilimdir” demeyi ihmal etmedi.
  • Kitabın adını önce Ferguson yapmayı düşünmüş ama sonra 4321’de karar kılmış. Neden ‘4321’ sorusuna, ‘Okuyun, anlarsınız!’ diye kaçamak bir yanıt verdi.
  • Ve tabii ki söz dönüp dolaşmasa, Trump’a gelmese olmazdı. Gecenin son sorusu Amerika’daki ‘yeni gelişmeler’ hakkında ne düşündüğü oldu. Bilen biliyordur, trump kelimesi İngiltere’de  “osuruk” demek. (Bildiğim kadarı ile Amerika’da bu anlama gelmiyor) Buna gönderme yaparak D.T’nin (adını telafuz etmekten kaçındı ve böyle dedi) sürekli konuşarak osuran, her osuruğunda Amerikalıları şoka/baygınlığa sokan, onlar daha ayılmadan ertesi gün yine konuşmaya başlayıp aynı şeyleri yeniden yaşatan biri olduğunu söyledi. Amerikan başkanlığı görevini icra etmekten yoksun, kendisi King Ubu mu, yoksa Hitler mi, henüz çözemedim de dedi! (Bu arada şunu da eklemesem olmaz, Auster’in geçtiğimiz seneden beri dinlediğim, Donald Trump’in adını söylemekten imtina eden üçüncü yazar olması beni oldukça eğlendirdi. Geçtiğimiz ekimde, Cheltenham’da Ian McEwan ‘başkan adaylarının seçilmemesi gerekeni’ diye bahsetmişti Trump’tan. Trump seçildikten 1-2 hafta sonra Cambridge’de dinlediğim Zadie Smith de hiç adını söylemeden, malum şahıs vb. diye bahsetmişti. Bir insan ancak bu kadar küçük düşürülebilir diye düşünüyorum. İsmini söylemek dahi istemiyorlar! )

Auster’e 3 kitap imzalattım. İkisi Türkçe’ydi ve elimde görür görmez: Türkçe! diye sevindi ve açıp içine bakmaya başladı. 13 baskı yapmıştı New York üçlemesi, ama tabii benim elimdeki kopyanın basım yılı 2012… 5 senede daha da çok basılmıştır herhalde, dedi. Devlet gibi adamdı doğrusu Auster! İyi ki geldi, iyi ki gittim gördüm. Önümüzdeki günlerde başka yazarların etkinliklerine de katılmaya ve Okunası Kitaplar için gözlemlerimi yazmaya çalışacağım.

Takipte kalın!

Yorumlar

Yorumlar: 4
  • Ova Ceren, harikasın. Paul Auster’dan güncel haberler almak güzel. Gözlemlerini sevdim ve nüktedanlığına bayıldım. İnsan çok sevdiği yazara da gerektiğinde dokundurabilir ve iyi bu iyi bir şeydir. Ferguson’ı da merak ettim yani 4 3 2 1’i ya da türkçe’ye hangi isimle çevrilecekse artık, Auster’ın son romanını. Okuyunca bu ne ‘trump’ bi romanmış yav demeyiz umarım 🙂

  • Çok teşekkür ederim, eleştirmenler beğenmemiş ama Auster beğenmişti, önemli olan da bu diyelim :p

  • Cambridge muhabirimiz, her zamanki gibi çok güzel, çok eğlenceli bir üslupla yazmışsınız. Bir sonraki yazıyı merakla bekliyorum. :))

  • Cok tesekkur ederim, ya aslinda eglenmeye cok cesaret edemedim, neme lazim internet kucuk yer, google translate de var :p
    Evet cok yakinda surpriz isimlerle yine yan yana fotograf cektirmeyi planliyorum 😀