Tavan Arasındaki Buda

Tavan Arasındaki Buda

“Gemide çoğumuz bakireydik. Uzun siyah saçlarımız, geniş yassı ayaklarımız vardı ve pek uzun boylu değildik. Kimimiz genç kızlığımızda pirinç lapasından başka bir şey yememiştik ve biraz çarpık bacaklıydık, kimimiz ise on dört yaşında genç kızlardık hâlâ. Kimimiz şık giysilerimizle şehirden gelmiştik; ama pek çoğumuz köyden geliyorduk ve üzerimizde yıllardır giydiğimiz ablalarımızdan kalma, defalarca yamalanıp yeniden boyanmış soluk kimonolarımız vardı. Kimimiz dağlardan gelmiş, denizi sadece resimlerde görmüştük; kimimiz ise balıkçı kızıydık, ömrümüz boyunca deniz kıyısında yaşamıştık. Deniz bizden belki bir erkek kardeş, bir baba ya da bir nişanlı çalmıştı, belki de bir sevdiğimiz kederli bir şafak vakti suya atlayıp uzaklara yüzmüştü… Şimdi bizim uzaklara gitme vaktimiz gelip çatmıştı,” diye başlıyor Tavan Arasındaki Buda. Kitabın kalanında da anlatım başlangıçtaki gibi:Kısa ve vurucu cümleler, az ama etkileyici ve akılda kalıcı betimlemeler.

Belki başka örnekleri vardır ama benim okuduğum romanlar arasında anlatıcının bir koro olduğu ilk roman bu; aklıma Eski Yunan Tragedyaları düşüyor.

Bu kadınlar korosu, mektupla yahut çöpçatanlar aracılığıyla ayarlanmış evlilikler yapmak üzere, müstakbel Japon kökenli Amerikalı kocalarına gitmektedirler. Fotoğraflarda gayet yakışıklı, şık, cazip görünen genç Japon erkeklerinin yanına.  Ve fakat mektuplar yalan söyleyebilir, fotoğraflar başkasına ait olabilir; hiçbir şeyden emin olmak mümkün değildir. Koromuzu oluşturan kadınlar bize gidişlerini, koca adaylarıyla tanışmalarını, ilk gecelerini, çocuk doğurmalarını/çocuk sahibi olamamalarını, kocaların kendilerine sağladığı konforu yahut onunla birlikte katlanmaya mecbur kaldıkları zorlu hayatı çoğu kez hep bir ağızdan, kimi zaman teker teker söz alarak, büyük bir samimiyetle anlatırlar. Tam onlar her şeye alışırken, bir savaş kopar ve Amerikalı kocalar Amerikalı sayılmaz artık, hepsi birden öteki olur, yeniden yollara düşmek zorunda kalırlar cümbür cemaat.

Julie Otsuka’nın romanı “kitabın elmas hali” diye niteleniyor ki bütün kalbimle katılıyorum buna. Bu kadar “büyük” bir hikayeyi, onca kadının onca yıl yaşadığı onca şeyi; hatta onlar gittikten sonra Amerikalı komşularının ardlarından duyup düşündüklerini, hiç eksiksiz ve bu derece etkili bir şekilde, 150 sayfada anlatabilmek için, anlatıyı elmas işler gibi maharetle işleyip fazlalıklarından arındırma becerisi gerekir. Bu becerinin Otsuka’da fazlasıyla bulunduğunu kitabı bitirince teslim ediyorsunuz.

Duygu Akın’ın çevirisi gayet güzel; zevkle okunan, tashihi, çapağı bulunmayan bir kitap çıkarılmış ortaya. Emeği geçenlere teşekkür etmek isterim bir okur olarak.

Kitabı okurken, öteki kavramı çerçevesinde, aklıma bugünlerde okuduğum bir başka kitap düştü. Koreli J. M. Lee’nin yazdığı, İngilizceye Chi-Young Kim’in çevirdiği The Investigation. Orada hikâye Japonya’da ve bir hapishanede geçiyordu, kahramanların hemen hepsi erkek ve Koreliler ötekiydi. Keşke çevrilse de art arda okuyabilsek, çok zihin açıcı ve düşündürücü olurdu.

Tavan Arasında Buda’yı okuyun, muhakkak beğeneceksiniz.

Kitapçı, çevirmen.

Yorumlar

Yorumlar: 0