Gölün Sırrı

HomeRoman

Gölün Sırrı

Gölün Sırrı için Selçuk Yamen’e ve Saadet Kok’a teşekkür etmeliyim. Selçuk’a kitabı önerdiği, Saadet’e armağan ettiği ve mutlaka okumamı önerdiği için

Gölün Sırrı için Selçuk Yamen’e ve Saadet Kok’a teşekkür etmeliyim. Selçuk’a kitabı önerdiği, Saadet’e armağan ettiği ve mutlaka okumamı önerdiği için. Çok çarpıcı, çok etkileyici bir kitap. Kurguyu kavramak biraz zaman alıyor, ama alsın zaten. Beynimiz çalışmakla eskimez.

Romanda bir göl, kıyısında bir arazi, arazinin üzerine yapılan bir ev, evde yaşayanlar ve neredeyse baştan sonra orada olan Bahçıvan var. Bahçıvan, topraktan ve evden sonraki sabiti o yerin. Or’da duran. Orayı yapan. Ama o da gidecek… Araziye gelince; en sonda, bahçıvan da gittikten sonra, “Aynı yere başka bir ev inşa edilene kadar doğa kısa bir an için yeniden sadece kendine benze”yecek.  En sonda olacak olanın bir provası olarak…

Bahçıvan toprağı kazdığında “ince humuslu katmanın altında yöreye has kayaya çarpıyor küreği, bu katmanı da kazmayla kırıp aşmak gerekiyor, çünkü yer altı sularını taşıyan kumlu toprak ancak onun altından çıkacak, işte kumun altında nihayet bütün buralarda çok sık rastlanan mavi kil tabakası”na ulaşıyor. “Yazın her iki çimenliğe günde yarımşar saatten iki kez, bir sabahın köründe, bir de gün batarken alacakaranlıkta eğilip kalkan çim sulama aletleri koyuyor,” dökülen dalları toplayıp, ağaçları kesip odunluğa istifliyor, “sonbahar biterken evdeki bütün boruları boşaltıp suyu ana vanadan kapatıyor, evin ve göl kıyısındaki müştemilatın tüm panjurlarını indiriyor. Elektrikli rezistanslı sobayı bodrumdan alıp bal süzme odasına, yanına getiriyor.” Ev sahipleri değişiyor ama Bahçıvan’ın yaptıkları değil. Jenny Erpenbeck bunu zihnimize kazımanın yolunu bulmuş.

Savaşlar olur, sürgüne gidilir, Yahudiler sürülür, sonra yok edilir; Ruslar gelir, Ruslar gider, gidenlerin bazıları döner, dönenler yurtlarını yerinde bulamazlar.  “Onlar kendi düşüncelerine bir vatan istemişlerdi. Almanya’nın yıkıntıları arasından insanın ayağını sağlam basacağı ve bir daha aldanmayacağı bir zemin çekip çıkartmak. Bedenler yaşlansa bile insanlığın hırstan ve hasetten azad selamete kavuşacağı ümidi hep taze kalacak, fanilerin hataları baki kalmaz, eserleri ise sonsuza kadar yaşar.”

Kendi mecidiyeköy escort bayan

evinde sığıntı olmak da vardır hayatta, olur da bir gün dönerim umuduyla gümüş çatal bıçaklarını, porselenlerini gölün sığlıklarına, bahçeye gömmek de. Ama varlığa, mülke sarılmak beyhudedir. Çocukları kurtardın mı, sen ona bakacaksın. Misafir kadın bunu biliyor, öyle yapıyor.

Bana sorarsanız muhakkak okuyun Gölün Sırrı’nı. Erpenbeck zaman, yönetim biçimleri, hayat tarzları değişse de değişmeyeni (de) yazmış yahut beni en çok o kısımları çarptı. Kitabın çevirisi kötü değil ama editör eli değmemiş, yazık olmuş. Onu ayrıca yazacağım, burada yapıp okuma hevesini kırmak istemiyorum kimsenin, çünkü buna rağmen okutuyor kendini kitap. Heves artırıcı bazı bölümler ekleyeyim:

“Vatan tasarlamak, işi bu. Bir avuç boşluğun, bildiğin havanın etrafına dört duvar örmek, börtü böceğin bağrından taş pençeyle bir parça hava kopartıp müstahkem kılmak. Toprağa bağlamak havayı. Vatan kurmak. Evimiz vücudumuzdaki etten ve elbiselerimizden sonra gelen üçüncü bir ten gibidir. Yurt. Bir evi sahibinin ihtiyaçlarına göre bir terzi misali dikmek üzerine. Yemek pişirmek, yemek, uymak, yıkanmak, sıçmak, çocuklar, misafirler, otomobil, bahçe. Bütün bunları ahşap, taş, saman ve demir cinsinden hesap etmek, şunu veya bunu devre dışı bırakmak. Hayata yön vermek, yürüyüşe zemin, gözlere bakış yaratmak, sessizliğe kapı açmak.

Düşman hatlarının ilerisine düştüysen ricat yolunu hiç gözden kaybetmeyeceksin.

Ruslar Almanlara öylesine masalsı bir kargaşa bıraktılar ki, aşmak için toprak değil uçan halı lazım.  

Macera dediğimiz şey, her zaman insanın cesaretle bir bilinmezin içine atılmasıdır. Mimarın karısı evlenince bu gerçeğin bilincine varıyor ve doğuştan gelen hareketliliğiyle atılıyor yerleşiklik serüvenine.

Kelimeler sahipsiz kalıp, yalnız bir tesadüf eseri mi buraya, onun kafasının içine düştüler yoksa hakikaten ona mı aitler? Söyleyecek kimse yok. Zaman onunla annesinin ve babasının, onunla tüm insanlığın arasına girdi, tutup kolundan çekti ve bu karanlık odanın içine kapattı. Etrafını saran zifiri karanlığın ortasında yalnız anımsadığı şeylerin renkleri var, ışığın unuttuğu kafasının içinde renkli anılar dolaşıyor,  bir zamanlar olduğu insana ait anılar. Herhalde olduğu. Kimdi peki? Kafası kime ait? Anıları artık kimin anıları? Kapkara zaman hep böyle akıp gider mi, insan hiçbir şey yapmadan, öylesine otururken, zaman akıp gider ve taşlaşmış bir çocuğu bile çekip götürür mü elinden tutup.

Almanların evlerine girdikçe kafalarında acı bir soru şekillendi: Her şeyleri varken neden oturdukları yerde kalmadı bu adamlar?

Kimisi korkudan sıçar altına, ötekisi saklandığı yerden çıkamadığı için ve bazısı da öfkeden, diye düşünüyor, bütün hepsini toplarsan adına savaş diyorlar.

Ona okulda, insanlığın mutlu geleceğinin tohumlarının Sovyetler Birliği’nde atıldığını öğretmişlerdi. Ama şimdi bu şirinevler escort bayan Almanya seferinde Sovyet erkeklerinin yakasına tanımadıkları bir geçmiş hayat yapışıyor, onları çekip gelecekteki gurbetin içine atıyordu.  

Hatırladığı bazı şeyleri yazmayacak tabii. Hitler Sovyetler Birliği’ne saldırdıktan sonra kocası tutuklanan  Alman bir yoldaşın küçük çocuğuyla onun kapısını çaldığını ama genç kadının sığınma isteğine hayır dediğini yazmayacak. Kendi oturma izninin de tarihi geçmişti, Moskova’daki evine kendisi de ancak kimseye görünmeden, gizli saklı girip çıkabiliyordu. Alman memurların iş rutini hakkında yazdığı radyo metninin Sovyet yoldaşlarca düzeltildiğinden bahsetmeyecek anılarında. Yahudilerden söz eden bölümü atmışlardı. Bunu anlatırsan Alman askerleri artık bizim radyoyu dinlemez demişlerdi, davamıza zarar verebilir, hem güncel bağlamda önemi yok. Annesi Yahudi olduğu için değil, kendisi komünist olduğu için sürgüne çıkmış olmasına karşın itiraz etmeden programın o bölümünü atmıştı. Sonra Yahudi oldukları bilinen yoldaşlar teker teker ortadan kaybolmaya başlayınca Almanya’daki çocukluğunda herkesin Yahudi! Yahudi! diye alay etmesine yol açan bakır kızılı saçlarını boyamaya başladığını da, yazmayacak. Sovyet yoldaşların onu kocasıyla beraber Novosibirsk’e giden bir trene bindirmeye çalıştıklarını yazmayacak. Trene binmeyip saklandıklarını yazmayacak. Çünkü arkadaş oldukları Alman bir ressam partinin direktifine uyarak böyle bir trene binmiş ve sonra Kazakistan’daki bir baraj inşaatında açlıktan ölmüştü. Dışarıda guguk kuşu ötüyor.  

Yaban elde yabancı olmak, kendi evinde yabancı olmaktan evladır.  

İnsan gideceği yere vardıysa, oraya yine de kaçarak mı gelmiş sayılır. İnsan kaçakça (kaçarak? n.ö.) asla hiçbir yere varamaz mı?  

Demek ki insan kaçarken yanında bazı şeyler götürebiliyor, yükte hafif şeyler, mesela müzik.”  

COMMENTS

WORDPRESS: 0