Küçük Asya’da Keşifler, F.J.V. Arundell, Arkeoloji ve Sanat Yayınları

HomeTarih

Küçük Asya’da Keşifler, F.J.V. Arundell, Arkeoloji ve Sanat Yayınları

Seyahatnamelerin ve tarih anlatılarının kütüphanemdeki yeri daima ayrıcalıklı olmuştur. Ulaşamadığım yerlerin ya da artık olmayan zamanların, o yerler

Seyahatnamelerin ve tarih anlatılarının kütüphanemdeki yeri daima ayrıcalıklı olmuştur. Ulaşamadığım yerlerin ya da artık olmayan zamanların, o yerleri görmüş ve o zamanları yaşamış başka insanların kaleminden süzülerek hayatıma girip iç dünyamı geliştirdiğine inanırım.

Herodot’un hayalperestliği, Strabon’un realizmi, Xenophon’un coşkusu, Runciman’ın didaktizmi, Ortaylı’nın dağınıklığı, Nerval’in melankolisi, Busbecq’in Doğu’ya hayranlık sunan satırları, Motraye’nin gözlem yeteneği, Michaud’un ayrıntıcılığı, Kinross’un belagat gücü, Texier’in azmi, Tavernier’nin zengin dili ve ismi şu an aklıma gelmeyen pek çok seyyahın, tarihçinin sabır ve merakıyla işlenmiş nice yazın ürünü yaşamımı ve bilgi hazinemi zenginleştirmiştir.

Sonbaharın başında Tykhe karşıma bu hazineyi biraz daha zenginleştirecek olan, son derece güzel bir kitap çıkardı. 19. yüzyılın ikinci çeyreğinde gerçekleşen uzun bir Batı Anadolu keşif yolculuğunun ayrıntılı kayıtlarından oluşan bu kitap, sosyolojik ve demografik bilgilerin yanı sıra, coğrafya, jeoloji, botanik ve tarih konusunda da değerli bilgiler içeriyordu. Francis Vyvyan Jago Arundell adlı aynı zamanda Anglikan Papazı da olan İngiliz bir tarihçinin, İyonya’dan, Frigya’ya ve oradan da Pisidya’ya uzanan, zahmetli, yorucu ve bir o kadar da ilgi çekici olan seyahatnamesi özenli bir çeviriyle (şu an piyasada bulunmayan eski tarihli kısmi bir kötü çeviriyi saymazsak) dilimize kazandırılarak raflardaki yerini aldı.

Yazar, anlatımında benimsediği Oryantalist duruşun ideolojik alt yapısı gereği Doğu’yu tahkir eden bir üsluba kapı aralasa da, Anadolu’nun kucaklayıcı kültürüne ilişkin satırlarda -özellikle konukseverlikle ilgili olan pasajlarda- Batılı görüşü eleştirmekten kaçınmıyor. Topoğrafyası değişmemiş olmakla birlikte, peyzaj bütünlüğü insan eliyle ağır biçimde örselenmiş olan tanıdık topraklar, Arundell’in ayrıntılı betimlemeleriyle, zihnimizde en bakir halleriyle canlanıyorlar. Apameia ve Maiandros’un kaynaklarına ilişkin bölüm ise bir tarih-coğrafya tartışması olarak klasik kabul edilip bu disiplinlerle ilgili eğitim müfredatına eklenecek kadar güzel ve doyurucu.

Kahire ile İstanbul’un birbirine girdiği, Hıdiv’in ordularının Konya kapılarına kadar gelip, Kütahya’ya doğru harekete geçmesinin hemen öncesinde gerçekleşen bu seyahat, Osmanlı Devleti’nin gerileyişi ve eyaletlerin bu süreçteki reaksiyonu konusunda yargı içermeyen objektif  bir tanıklık sergiliyor. Osmanlı’nın militer yapısı ile ilgili satırları okurken, düşük rütbeli bir subayın yüksek kültür birikimine ve birkaç dile birden hakimiyetine şaşırmadan edemiyoruz.

Smyrna’dan, Sardes’e, Sardes’ten Apameia’ya, Apameia’dan Pisidya Antakyası’na ve Pisidya Antakyası’ndan Sagalassos’a uzanan gezide okura aktarılan tarihi bilginin derinliklerine daldıkça, çoğu seyahatnamede olduğu gibi batılı seyyahların Antik Çağ literatürüne hakimiyetlerine gıptayla bakıyorum.

Kitabın Ahit Sandığı ile ilgili bir tezini mistik bir ilgiyle daha sonra araştırmak üzere hafızama yerleştirirken, bir ruhbanın, fazla kilise yapılmasından nasıl şikayetçi olabildiğini ve kaynakların daha fazla ibadethane inşası yerine eğitim kurumlarına ayrılarak, daha çok okul açılması gerektiğini önermesini şaşkınlıkla anlamaya çalışıyorum.

Arundell, bir seyyah olarak tarih gezginlerinin listesinde mutlaka yer almalı. Zira kendisi soruları geçiştirmeyen ve peşisıra dolaştırdığı misafirleri bilgilendirmekten kaçınmayan sağlam bir rehber.

COMMENTS

WORDPRESS: 1