Marcovaldo ya da Kentte Mevsimler

HomeÖykü

Marcovaldo ya da Kentte Mevsimler

  MARCOVALDO YA DA KENTTE MEVSİMLER   Friedrich Engels, “Doğanın Diyalektiği” adlı eserinde, “Bir kralın egemenliği altına aldığı t

 

MARCOVALDO YA DA KENTTE MEVSİMLER

 

Friedrich Engels, “Doğanın Diyalektiği” adlı eserinde, “Bir kralın egemenliği altına aldığı topluluğa hükmettiği gibi doğaya hükmedemeyeceğimiz, bizim canımız kanımız ve beynimizle doğaya ait olduğumuz ve onun bağrında yaşadığımız, attığımız her adımda hatırlatılmaktadır. Doğa üzerinde kurabileceğimiz tek üstünlük bizi diğer yaratıklardan farklı kılan, doğanın yasalarını bilmemize ve onları en doğru şekilde uygulamamıza olanak veren yeteneklerimizdir.” der. İnsanoğlu ya yeteneklerinin farkında değildir ya da doğaya hükmetme hırsı onu içten içe sarmalamıştır. Hal böyle olunca onun bize vereceklerinden umar beklemek, hayalperestlikten öteye geçemiyor.

İtalo Calvino’nun 1963’te yayımladığı Marcovaldo ya da Kentte Mevsimler işte bu hayal perdesini aralayarak başlıyor hikâyesine. Hamallık yaparak yaşamını sürdüren emekçi kahramanını başrole yerleştirip, şehri ve mevsimleri onun gözünden sunuyor okura. Kitap, her biri bir mevsime adanmış yirmi öyküden oluşuyor. Yazarın gözlem gücü kitabın genel atmosferine yansırken, öyküler mevsimsel döngülerle bize şehrin sokaklarında Marcovaldo’yla bir keşfin kapılarını açıyor. Marcovaldo, kimi zaman inatçı bir inançla, kimi zaman da çocuksu bir saflıkla girişiyor kentteki doğa arayışına. Bu arayış günümüz kent insanına kendi durumunu anlatmakla kalmıyor, yıllar geçmesine rağmen kentli insan sorunlarının değişmediğini de hatırlatıyor.

Park Sırasında Bir Yaz Gecesi adlı öyküde: “Ne olur bir kez de çalar saatin zili, yeni doğan Paolino’nun viyaklaması ya da karım Domitalla’nın öfkeli sesi yerine, kuş sesleriyle gözümü açsam,” diyordu. Ya da: “Basık, havasız bir oda yerine, burada bu canlı yeşilliğin içinde uyuyabilsem…. Marcovaldo sekiz saatlik -artı fazla çalışma- niteliksiz işçi görevine, her sabah böyle düşüncelerle başlıyordu.”

Yazar kurduğu örgüde, sadece Marcovaldo ve ailesinin kente uyum sağlama ve doğayı arama uğraşlarını anlatmakla kalmamış politik göndermelerle okurun dikkatini çekmeyi de başarmış. Bu yolla Calvino’nun yoksullukla mücadele ve gelir eşitsizliğine eleştirel bir bakış getirdiği söylenebilir. “Çevresini saran karanlık, kalleş dünya birden gizli zenginliklerini sunuyormuş, yaşamdan hâlâ, toplu sözleşme, saat ücreti, ek ücret, çocuk yardımı, pahalılık yardımı dışında da bir şey beklenebilirmiş gibi geldi Marcovaldo’ya.”

Bu bakış, özellikle Noel Babanın Çocukları ve Marcovaldo Süpermarkette adlı öykülerde, kendini iyiden iyiye hissettiriyor. Noel hediyelerini dağıtmak için girdiği Noel Baba kılığında tüm kenti sokak sokak gezen Marcovaldo, eve gittiğinde çocuklarının bir işler çevirdiğini düşünüp sorar, “Ne yapıyorsunuz” diye. Çocuklar yoksul bir çocuğa armağan vereceklerinden bahsederler. Marcovaldo onlara sizden yoksul çocuk mu var, demek ister, fakat herkesin birbirine armağanlar verdiği, yokluğun, yoksulluğun unutulduğu, çılgınca tüketimin farz olduğu bir düşler ülkesinde yaşadıklarını öyle benimsemiştir ki yoksulluktan bahsetmeyi kendine yakıştıramaz. Sadece “Yoksul çocuk yok ki artık” demeyi yeğler.

Marcovaldo Süpermarkette adlı öyküde ise hiçbir şey alacak gücü olmayan Marcovaldo ve ailesinin gezinti amacıyla gittikleri markette yaşadıkları anlatılır. “Parasız olduğu için, dolaşma başkalarının alışverişlerine bakmak anlamına geliyordu; para ne kadar çok el değiştirirse, parası olmayan da o kadar çok ‘Er geç, birazı da benim cebime girecek,’ diye umutlanıyordu… ama yine de süpermarkette dolaşıp etrafa bakmak güzeldi.”

Marcovaldo, özlemini duyduğu kır yaşantısını kentin doğasında bulmak umuduyla, kentten alabileceklerinin peşinden gitmeye devam etmiş bir hayalperest. Bu özlem elbette yoksulluğun izlerini doğadan alabilecekleriyle kapatmaya çalışmasından kaynaklanıyor. Kimi zaman parkta yetişen bir mantarla, kimi zamansa çatıya kurduğu bulamaçlı tuzağa yapışan güvercinin lezzetli görüntüsüyle yapar bunu. Her seferinde sonuç hüsran da olsa Marcovaldo Don Quijot kararlılığıyla yoluna devam eder.

Kitap, içinde barındırdığı mizahi unsurların yanında ele aldığı yoksulluk ve yokluk kavramlarını okuru ajite etmeden aktarabilmeyi başarmış. Bunda yazarın ustalıkla kullandığı dilin yanı sıra Marcovaldo ya da Kentte Mevsimler‘in İtalya’da ilk yayımlandığı yıllarda çocuk kitabı olarak sunulmasının da etkisi olduğu düşünülebilir.

Calvino’nun yaratıcı kalemini okuyucuya iyiden iyiye hissettirdiği Yanlış Durak, Direnen Kediler Bahçesi, Yapraklar ve Yağmurlar adlı öyküler, gerçeküstü yönleriyle diğer öykülerden ayrılıyor. Marcovaldo, görmek istemediği olmazları düş perdesinin ardına gizliyor bir anlamda.

Kaçış, Calvino ile Marcovaldo için ortak bir özellik. Yazar ilk gençlik yıllarında dinsel eğitimden muaf tutuluşunu aile dışına çıktığı çevreyle etkileşiminde gerilimli bir şekilde yaşar. Genel olarak herkesin aynı davrandığı bir okulda, karşı davranış olarak pasif bir direnişle içine kapanmayı seçer. Kendisine tuhaf bir yaratıkmış gibi bakılır. Protestan olmadığını öğrenenlerin sorduğu soruyu yanıtsız bırakmayı tercih eder. Calvino, Paris’te Bir Münzevi’de “Gençlik Dönemi Siyasal Özyaşamöyküsü” başlığı ile yayımlanan denemesinde bu yalnız direnişten şikâyetçi olmayacaktır. Aksine bu yalnızlığın kendisini beslediğini, ona hoşgörülü olmayı öğrettiğini itiraf edecek ve şöyle diyecektir. “Bir çocuk niçin bir fikre bağlı kalmak uğruna birtakım ufak tefek sıkıntılara girilebileceğini öğrenmeye başlamasın?”

Tıpkı Marcovaldo gibi Calvino da sıkıntılarından sinema yoluyla uzaklaşır. Beyazperde her ikisinin de sığınağı olur. Beton bir kent insanını Ekvator ormanlarında gezintiye çıkarabilecek tek olanak sinema gibi görünür.

Marcovaldo’nun tek isteği çocuklarının da en azından onun bildiği kadar doğayı tanıması, anlamasıyken kent ve onun getirdikleri bunu imkânsız kılar. Ne yazık ki ışıklı reklam panosuyla Ay’ı birbirinden ayıramayacak kadar uzaktır çocuklar doğaya.

 

Marcovaldo şimdi tam yanı başımızda. Doğaya yakın olma çabalarımızı ve modern dünya insanının gizli savaşını izliyor. Belki de; organik sandığımız ateş pahası gıdalarla, her yanımızı sarmış gökdelenlerle, ağaçlardan uzak, dar alanlara sıkıştırdığımız çocuklarımızın suni mutluluklarıyla, gerçeküstü bir öykünün kahramanlarıyızdır.

Kentte doğanın tek anımsattığı, yokluğuna ait hüzün oluyor yazık ki.

 

 

 

SACİDE ALKAR DOSTER

.

COMMENTS

WORDPRESS: 0