Sait Faik Abasıyanık / Tüm Eserleri / İş Bankası Kültür Yayınları

HomeRomanÖykü

Sait Faik Abasıyanık / Tüm Eserleri / İş Bankası Kültür Yayınları

“Bir bahar günü Sait Faik ve Orhan Veli ile birlikte yaptığımız bir Boğaz gezintisini anımsıyorum. Üsküdar’dan Beykoz’a kadar her iskelede Sait beni s

“Bir bahar günü Sait Faik ve Orhan Veli ile birlikte yaptığımız bir Boğaz gezintisini anımsıyorum. Üsküdar’dan Beykoz’a kadar her iskelede Sait beni sınava çekmişti: ‘Şu iskeleyi anlatmak gerekse neresinden başlarsın?’ Anadoluhisarı İskelesi’nin yanında küçük bir kahve vardır. ‘Haydi’ dedi, ‘mademki hikâyecisin, şu kahvede gözüne çarpan nedir, söyle bakalım?’ Baktım üç dört kişi oturmuş, kâğıt oynuyor, kahve içiyor, duvarda bir takım basma resimler… İran Şahı’nın Atatürk’le resmi falan. ‘Bu resimleri belirtirim’ dedim. Kızdı birden, ‘Ulan!’ dedi, ‘o kenarda tek başına oturan ihtiyar sakallı var ya? İşte asıl hikâye o be!’” (Oktay Akbal / Şair Dostlarım)

“Klasikler, insanların daima ‘tekrar okuyorum’ dediği fakat asla ‘okuyorum’ demediği yapıtlardır. Çünkü her klasik, okur için bir ‘yeniden okuma’dır.” (Italo Calvino /Klasikleri Niçin Okumalıyız?)
sikiş izle
sikiş film izle
sikiş bedava izle
Bu ifade bana, ‘klasikler asla okumadım demediğimiz, ama okuduğumuzu sandığımız eserlerdir’ diye düşündürttü. Sait Faik’in külliyatını okuduktan sonra bu yargım daha da netleşti. Sorulduğunda hep okudum, diyordum. Öyle ya, okulda, şurada burada illaki Sait Faik okumuşluğumuz vardı, yalan da değildi. Ama nedense hep aynı hikayelerini okumuş, onları da özetin özeti geçiştirmiş, romanlarından hiç haberdar olamamıştık. YKY’den sonra İş Bankası Kültür Yayınları Sait Faik’in tüm eserlerini yeniden bastı. Görebildiğim kadarıyla her iki yayınevi de kitapları orijinal yayım tarihine göre değil de, benim çözemediğim bir sırayla yayımladılar. İş Kültür’ün neden böyle yaptığına dair bir bilgi de bulamadım editörün notları arasında. Gerçi editör de Allahlık Ali Bey, fazla beklentiye de girmemeli belki.*

Sait Faik okuyunuz, okutunuz efendim 🙂

“Ama insanoğlunun balıkçı kısmında iş var; zeytine benzerler, zeytine. Biraz tuz yemeliler ki, acılıkları gitsin.” (s.51 Son Kuşlar)

“Artık kadınlar ihtiyarlamıyor, çirkinleşiyorlar. Erkekler de öyle ya! (s.82 Mahalle Kahvesi)

“Ne yapalım? Günün birinde dostluklardan, insanlardan ve hayvanlardan ve ağaçlardan ve kuşlardan ve çimenlerden yapılmış vazife hissiyle çarpan yüreklerle dolu bir âlemde yaşayacağımızı düşünelim. Bir ahlakımız olacak ki hiçbir kitap daha yazmadı. Bir ahlakımız, bugün yaptıklarımıza, yapacaklarımıza, düşündüklerimize, düşüneceklerimize hayretler içinde bakan bir ahlakımız. O zaman seninle daha uzun dostluklar ederiz patlak göz. O zaman hiç merak etme. Dostum Panco da bana hak verecektir. Kilise ahlakından söz açmayacak. Dostluğun olağanüstü güzelliğini çocuklarına anlatacaktır. (s.9 Alemdağ’da Var Bir Yılan)

“Nereden gelirse gelsin dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, hayvandan, ottan, böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin!… Bir hişt hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları…” (s.118 Seçme Hikayeler)

“Siz gazeteyi, gazeteciliği yanlış anlıyorsunuz. Bugünkü modern gazetecilik her ne pahasına olursa olsun kendini okutmak hevesindedir. Bunun için de şaheserler vermek düşüncesinden çok okuyucuyu eğlendirmek, ilgilendirmek, şaşırtmak, sabahleyin veya akşamüstü gazete almazsa bir eksiklik duygusu içinde bırakmaktır. Bugünkü gazete içkiden çok cıgaraya, kahveye benzer. Tiryakiler peyda etmektir gaye.” (s.50 Kayıp Aranıyor (roman) )

“Neden bu yemeklerden bu kadar iştihayla bahsettiğimi harp nedir bilmeyenler, tesadüf edecekleri her kırk yaşındaki adama sorabilirler. Bu çok yakın mazide tokları açlar doyurdu ve açlar öldüler.” (s.20 Sarnıç)

“Yüzle ahlak arasında herhalde müthiş bir münasebet vardır. Güzel olan muhakkak güzel ahlaklıdır demiyorum. Fena ruhlu güzel yüzün, insanı perişan eden, mahveden sihri de inkâr edilemez. Yalnız şunu demek istiyorum ki ahlakın yüze eklediği mimikler, hatta renkler, tikler yüz ve ahlak her ikisi güzelken de vardır. “ (s.26 Şahmerdan)

“Sevişmeyecek olduktan sonra neden insanlar böyle birbiri içine giren şehirler yapmışlar?” (s.9 Lüzumsuz Adam)

“Böyle üçüncü sınıf meyhanelere gelen insanların önlerindeki yemekleri silip süpüremeyişleri bana seçmemiş erkekle, seçilmemiş kadının yüzlerindeki içinden çıkılamaz üzüntülü manayı ve hali hatırlatır.” (s.37 a.g.e)

“Ama belli olmuyor ki, şu insanlar… Mezar taşında nasihat bile ediyorlar yaşayana.” (s.97 a.g.e)

Sait Faik Abasıyanık / Tüm Eserleri / İş Bankası Kültür Yayınları

*Serinin yedinci kitabı Şahmerdan’da bir acayip hata var. Kitaba da ismini veren Şahmerdan öyküsünde, anlatıcı “O zaman demiri yeniden hava tazyiki ve oksijenle işleyen ateş makineli “chalumeau” ile kesmek lazım geliyordu.” gibi bir ifade kullanıyor. Cümlede geçen “chalumeau”nun ne olduğunu bilmesek de, demiri kesen bir alet olduğunu tahmin edebiliyoruz. Ama editör (Rûken Kızıler) ya da düzelti (Adil İzci) bu ifadenin yeterince açık olmadığını düşünmüş olmalılar ki, bir dipnot ile “chalumeau”yu açıklamak istemişler ve şöyle yazmışlar: “Kaval, klarnet, ney, gayda gibi üflemeli bir çalgı.”

Bu dipnotu okuyunca aklıma Hint fakirleri geldi. Hani onlar da üflemeli çalgı ile sepetten yılan filan çıkarıyorlar ya, herhalde editör de benimle aynı düşünmüş olmalı ki, demirleri üflemeli çalgı ile kestiğini varsaymış, yazarın 🙂 İş Bankası Kültür Yayınlarına teessüflerimi iletiyorum buradan, umarım yeni baskısında düzeltirler bunu.

COMMENTS

WORDPRESS: 0