Yüzyıllık Yalnızlık

HomeRoman

Yüzyıllık Yalnızlık

“Ve insanlar birinci mevkide giderken, edebiyat yük katarına atılırsa, dünyanın anası bellenmiş demektir.” 460 sayfalık bir roman düşünün ki, erkek

“Ve insanlar birinci mevkide giderken, edebiyat yük katarına atılırsa, dünyanın anası bellenmiş demektir.”

460 sayfalık bir roman düşünün ki, erkek karakterlerin yarısının ismi Jose Arcadio, diğer yarısının ismi de Aureliano olsun ve yaklaşık 120 yıllık bir zaman dilimi süresince yaşamış dört (belki de beş) kuşağı anlatsın. Yazar okurun zorlanacağını fark etmiş olacak ki, kitabın başına Buendia Ailesinin soy ağacını çizmiş. Sık sık buraya dönüp bakmak gerekiyor okurken. 120 yıllık diyorum, ama emin de değilim. Nitekim yazar, tarihi referanslar, yaşlar ya da yıllar gibi ayrıntıları vermekten özellikle kaçınmış diye düşündüm. Zaman zaman da anakronik olaylar meydana geliyor hissine kapılmamak elde değil, ancak bunun kendi dikkatsizliğimden de kaynaklanmış olacağını varsayıp üzerine fazla gidemedim. Roman karakterlerinden gezgin Melquiades’in günün birinde Macondo’ya fotoğraf makinasını getirdiğini referans alırsak, tarihsel olarak roman en erken 1850’lerde başlıyor diyebiliriz. 120 sene sonrası da hemen hemen 1970’lere gelmeli. Ama Macondo ya da Meksika’nın diğer bölgelerine, Avrupa’ya ilişkin anlatılanlar hiç de 1970’leri çağrıştırmıyor. Belirli teknolojik yenilikler olmakla birlikte, romanda neredeyse zaman geçmiyor, ama kuşaklar değişiyor, okuru sarıp sarmalıyor.

“Yüzyıllık Yalnızlık”ı olaylar romanı diye tanımlamak isterim. O kadar çok olay var ki, yazarın bütün bunları nasıl hayal edebildiğini merak ediyor insan. Bildiğim kadarıyla 15 yıl kadar kafasında tasarladıktan sonra iki yıl gibi bir sürede yazmış Marquez YYY’ı. Böyle bir roman için iki yıl sanırım çok az bir süre, yazarın dehasına şapka çıkarmalı.

“Yüzyıllık Yalnızlık”ı okuyup bitirdiğimde Vilfredo Pareto’nun tarihsel değişime ilişkin tespitlerinden birini hatırladım. Pareto’ya göre tarihsel değişme ileriye yönelik değil, sonsuz tekrara dayalı döngüsel bir değişmedir. “İlerleme ve evrim” inancı son derece saçmadır, insan toplumları aslanların egemenliğinden tilkilerin egemenliğine ve tekrar geriye aynı döngüyü sonsuza kadar tekrarlamak zorundadır. Tarihte hiç bir şey yeni değildir; tarih sadece insan budalalığının kaydıdır.

Yüzyıllık Yalnızlık zaten okunası bir kitapmış, ben bir kez daha hatırlatmış oldum. Keyifli okumalar…

“İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa, o adam o toprağın insanı değildir.” (Buradaki “adam” sözcüğüne ve anlatım bozukluğuna ben de takıldım okurken, bir çeviri hatası mı, yazarın tercihi mi bilemedim)

“Ve insanlar birinci mevkide giderken, edebiyat yük katarına atılırsa, dünyanın anası bellenmiş demektir.”

“Birisi, kabuk tutmuş yaralarımızı okşamaya başladığında, cırt diye açılıveriyor ve oluk oluk kanamaya başlıyor yeniden. Birine teslim olduğumuzda ve içimizi döktüğümüzde, bedenimiz ve ruhumuz kan içinde kalıveriyor. O yüzden değil mi, içimizi tutmalarımız, birine teslim olmaktan korkmalarımız, ortalıkta tedirgin ve gergin dolanmalarımız?”

“…İki ayna gibi karşı karşıya gelen bu iki özlem arasında bunalan Katalonyalı, o eşsiz gerçekdışı duygusunu yitirdi ve çocuklara yazdığı mektuplarda hepsinin Macondo’dan ayrılmalarını, dünyaya ve insan yüreğine ilişkin bütün öğretilerini unutmalarını, Horace’ın tepesine sıçmalarını, nerede olurlarsa olsunlar geçmişin bir yalan olduğunu, anıların dönüşü bulunmadığını, geçip giden hiçbir baharın yeniden ele geçirilemeyeceğini, aşkların en çılgınca ve en vazgeçilmez olanının ömrün sonundaki bir anlık gerçek olduğunu akıllarından çıkarmamalarını öğütlemeye başladı.”

Yüzyıllık Yalnızlık / G.G. Marquez
Can Yayınları / 460 Sayfa / 42. Baskı
Çeviren: Seçkin Selvi

COMMENTS

WORDPRESS: 1
  • comment-avatar

    Kesinlikle dehasina sapka cikarilmali. Okurken “vay anasini, bunca seyi insan nasil hayal eder, nasil siraya koyar bu sekilde” diye dusunmustum.
    Marquez’in diger kitaplarinda Yuz Yillik Yalnizlik’da buldugum tadi bulamadim…Cok baska bir roman gercekten.